27 Temmuz 2017




Birinci Sınıf Yarışmacılar Takım Oyunu Oynar

EKİP ÇALIŞMASI VE TAKIM RUHU ÜZERİNE GÜZEL BİR YAZI...

Referans Gazetesi’nde yazılar yazan Nur Demirok, yazılarını çok beğendiğim ve takip ettiğim yazar, en son okuduğum “takım oyunu” üzerine yazdığı bu çarpıcı yazısını sizlerle de paylaşmak istedim. Dilerim beğenirsiniz:)

“Evrende geliştirebilip övünebileceğiniz tek bir gerçek vardır; o gerçek, daima birinci olmaya adanmış kendi kişiliğinizdir.”  

Bu sözlerin sahibi sıradışı İngiliz yazarı Aldous Huxley’dir. Şu çarpıcı ifadeler de ona aittir:      “Hayatta ya tozun dumanın önüne geçeceksiniz ya da koşmakta olan sürünün yaydığı toz bulutu içinde kaybolup gideceksiniz.” Aldous Huxley gençliğinde İngiltere ve Fransa’da yaşadı. 1937 yılında 43 yaşında Amerika’ya göç etti ve 1963 yılına kadar orada roman, deneme, senaryo çalışmaları yaptı. Yukarıda söylediği sözler, modern yaşamın, insanı nasıl bir duyguya sürüklediğini anlatır. Kendisi hayatının tüm evrelerinde Hint felsefesinden ve Doğu mistisizminden etkilenmiş pasif hümanist bir yazardır oysa. Birinciliğe koşullanmış iddia sahibi olmak, kapitalist düzenin insana yüklediği ağır bir misyon gibidir bugün. Gerçekten de kişi ya da kurum olarak ya birinci olacaksınız ya da nefes nefese koşanların ter kokuları arasında yitip gideceksiniz.

Bireyler yarışır, kurumlar kazanır

İşin felsefi boyutu bir yana, hemen şu soruyu sormak da gerekecektir: Hangi konuda birincilik? Evet, her dalda birinci olunamayacağına göre bu yarışı hangi dalda ve kimler kazanmalı? Sorunun yanıtını sanıldığı üzere Amerikalılar değil, Japonlar vermektedir: İş hayatında yarışı yalnız bireyler değil, kurumlar kazanır. Bireye yön veren gizemli güç ise takımların kurumsal ruhudur.

İşte tam bu noktada Amerikan bireyciliği ile Japonların takım anlayışı girmektedir devreye. Amerika, bireyin kazandığı başarıyla öne geçiyor, Japonlar ise kendini takıma adamış isimsiz kahramanlarla. Kısacası Amerika’da daha çok bireyler yarışırken Japon modelinde firmalar giriyor kulvara.

Japon yöneticilerine göre yapılan her yatırım birer yarıştır aslında. Yatırım ise makine, bina ya da teçhizata değil, doğrudan insana yapılır. Japon algısına göre insanlar takım halinde yarıştığı zaman gerçek yarışmadan söz edilebilir. Bireyler takım değiştirse de kurumların forması değişmez. Takım yarışmasında strateji vardır. Stratejiyi ise takımın ortak aklı yaratır.

“Kaizen Felsefesi”nin temellerini kuran Masaaki Imai bu konuda şöyle diyor: “Japon yönetiminde yarışın stratejisini tek kişi değil, kurumun bireyleri üretir.” Ve hemen arkasından ekliyor: “Bireyler yarışıyor görünse de asıl yarışan onların şirketleridir.”

Takım olmadan liderlik olmaz

Peki, bireyin yarışması mı daha önemli, yoksa Japon modelinde olduğu gibi şirketlerin öne geçmesi mi? Verilecek tek bir yanıt var bu soruya: Modern yönetim her iki kavramın uzlaşmasıyla başarılı olunabileceğini gösteriyor. Kovandaki balı tek bir arı kendi başına yapamaz, binlerce arı ve onlara yaşam veren bir “arı beyi” (kraliçe arı) olmalıdır her kovanda.

Tüm mesele başarılı lider ve onun yarışmacı takımıdır. Liderler ise takımın içinde yer alır ve onların yarışma stili diğer oyuncular tarafından taklit edilir. Bir bakıma gösteri ve taktiktir bu.

Amerika’da hem lider hem de takım birlikte kutsanıyor bugün. Bu yolu açan kişi 1965’lerde modern kapitalist yöneticilerin örnek aldığı John William Gardner’dır. Zamanın Amerika Başkanı Lyndon Johnson’a akıl hocalığı yapan Gardner, Japon modeli ile Amerikan yönetim sisteminin birleşmesini öneren ilk kişidir. Şöyle diyor Gardner: “Her bireysel başarıda bir takım vardır. Takım olmadan liderlik olmaz. Bir bakıma takımı lider değil, lideri takım yaratır.”

Nitekim son dönemin yönetim gurularından Steven Covey de bu görüşü destekleyenlerden: “Japonların takım anlayışıyla bizim yarışmacı kişiliğimiz birleşmek zorundadır. Modern yönetimin başarısı verimlilikle ölçülür, lider ise onu ölçülecek kıvama getirir.”

Anlaşılan şu ki, takım olmadan tek başına başarı kazanmak zor. Tıpkı Amerikalı bir yazarın dediği gibi: “İş yaşamı takım yarışıdır. Bu amaçla birinci sınıf insanları işe alarak yarışa başlamalısınız. Eğer ikinci sınıf insanlarla yarışmaya girerseniz bir de bakmışsınız ki yarış çoktan bitmiş ve siz tek başınıza kulvarda koşup durmaktasınız.”

Kaynak: Nur Demirok

İlk yorum sizden gelsin!

Yorum Yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.


*